Yapamam İşte

Mao dönemi Çin'indeki Kültür Devrimi'nin derin izlerini taşıyan iki insanın tek çocuğuyum. Küçük ailemiz 80'lerde, bir ekonomik durgunluk sırasında yurt dışına, büyük bir şehre göç etti. Hayat annemle babam için, benim çocukken fark ettiğimden kesinlikle çok daha zormuş. Bugün bile dilini konuşmadıkları yabancı bir ülkede yaşamanın mücadelesinden sık sık bahsederler. Onlar için hayat her zaman bir hayatta kalma mücadelesinden ibaretti. Ailemizi geçindirebilmek ve bana, kendilerinin sahip olamadığı fırsatları sunabilmek için sevmedikleri işlerde çalıştılar.

“Korku, başarısızlığın kendisinin yok edeceğinden çok daha fazla hayali yok eder.” — Anonim

Sonuç olarak, üzerimde büyük bir baskı kurdular. Beni oradaki en iyi devlet okuluna kaydettirdiler, özel matematik ve piyano derslerine yolladılar. Beni doktor ya da avukat olmaya zorlamamış olsalar da (çünkü bunlar her zaman iş bulabileceğin, garantili mesleklerdir), tıp mesleğinde olmanın avantajlarından sürekli bahsederlerdi. Bugün bile, tanıdıklarından biri tıp fakültesini kazanırsa, o kişinin ne kadar iyi ve zeki olduğuna dair yorum yaparlar.

Korku daha iyi kararlar vermenize yardımcı olmaz; sahip olduğunuz azıcık berraklığı bile bulandırır. Yeni iş garantiliydi. Ben de güvendeydim. Korku, bir kez daha galip gelmişti.

Ebeveyn olmak zor iş. Geriye dönüp baktığımda, annemle babamın yaptıklarını anlıyorum. Zihniyetlerinin nasıl korkuyla beslendiğini de anlıyorum. Onlar gibi hayatı ıskalayacağım korkusu; iyi, garantili bir kariyerim olmazsa hep maddi sıkıntı çekeceğim korkusu; hayatta hep başkalarının gerisinde kalacağım korkusu... Onların korkuları eylemlerini şekillendirdi, bu da kaçınılmaz olarak beni etkiledi.

Benim ailemde risk almak mantıksız, akıl dışı ve 'yapılmayacak' bir şey olarak görülürdü. Tanıdığım biri ne zaman bu kalıpların dışına çıksa, feci şekilde başarısız olurdu: borca battı, ailesini terk etti ya da 'başarısız' damgası yedi. Risk almayı denemek bile istemiyordum; yenilgi kabul edilemez, yüz kızartıcı bir şeydi ve insanın çevresindeki herkesi etkileyen sonuçları olurdu. Bu yüzden, benim kafamda, eğer hiç denemezsem, hiç de başarısız olmazdım. Sıkıcı biri olmanın ne harika bir yolu ama.

Çocukken tek istediğim ressam olmaktı. Kendime pek güvenmezdim ama okuldaki resim projelerim hep takdir toplardı. Ta ki 9. sınıfta öğretmenim mimari çalışmamın çok gerçek dışı olduğunu ve inşa edilmesinin imkansız olacağını söyleyene kadar; hem perspektif hem de kompozisyonda çuvallamıştım. Ondan sonra resim derslerini tamamen bıraktım. Fen bilimleri alanına girdim ve yirmi yıl kadar bir süre yaratıcı hiçbir şey çizmedim. Sanat benim için hâlâ çok önemli olmasına rağmen, hayatımda hiç destek görmedi. 'Karnı aç' bir sanatçı olmak istemiyordum — başarılı olma ihtimali o kadar düşüktü ki, pratiğini yapmaya bile yeltenmedim. Çok sevdiğim bir şeyde başarısız olmak istemiyordum.

Hiçbir zaman doktor olmadım; o alana bir türlü ısınamadım. Ben de onun yerine tıp çizeri oldum. Bu kararı almamın nedeni sanattan çok, fen bilimleri lisans diplomamı çöpe atmamak ve annemle babamın 'karnı aç sanatçı' olacağıma dair gerginliğini yatıştırmaktı. O zamana kadar, ben de istikrarsızlıktan korkar olmuştum. (İronik olansa, kariyerimin gerçekten çok niş bir pazara yönelik olmasıydı. Eyvah, o kısmını hiç hesaplamamışım!)
Neredeyse on yıl sonra, tıp çizeri olarak sürdürdüğüm tam zamanlı kariyerimi bıraktım. Bu kariyerde pek de bir yere varamamıştım. Aynı pozisyonda çok uzun süre takılıp kalmıştım ve kendimi geliştirmiyordum. Başka ne yapacağım konusunda dehşete kapılmıştım, bu yüzden karşıma çıkan ilk konforlu işi kabul ettim. İşin ironisi de bu; korku daha iyi kararlar vermenize yardımcı olmuyor; sahip olduğunuz azıcık berraklığı bile bulandırıyor. Yeni iş garantiliydi. Ben de güvendeydim. Korku, bir kez daha galip gelmişti.

Yaklaşık bir yıl sonra, şansımı denedim. İşverenime, yarı zamanlı çalışmama ve sadece işin ilgimi çeken kısımlarında görev almama izin vermezse ayrılacağımı söyledim. Üstüne üstlük, bir de evden çalışmayı istedim. Ve bilin bakalım ne oldu? Kabul etti. Hepsini.

Maddi olarak daha iyi bir yerde olduğumu, hatta başarısızlık korkumun yok olduğunu söyleyemem ama genel olarak hayattan daha fazla keyif alıyorum. Hedefler ve hayaller üzerine düşünmeye ve harika bir şeyler yaratmak üzere bir yönde ilerlemeye başladım. Riskli gördüğüm küçük adımlar atıyorum. Ama bu, başarısızlık korkusunu aşmanın kolay olduğu anlamına gelmiyor. Bu, pratik ve zaman isteyen bir şey.

'Gerçek' bir sanatçı olarak hayatımı nasıl kazanacağımı henüz çözemedim ama artık bu konuyu o kadar da kafama takmıyorum. Şunu fark ettim ki, 'sanatçı olma' fikrine o kadar kapılmışım ki, disiplinli bir şekilde sanat üretmeyi ve kendi görsel dilimi bulmayı ihmal etmişim. Başarısızlığı kabullenmek bu sürecin kritik bir parçası. Çünkü 9. sınıfta o başarısız çalışmamı kabullenemediğim için, içimdeki sanatçıyı da kabullenememiştim. Bu, hayatımdaki diğer her şeyin bir metaforu olabilir. Geçenlerde o mimari çizimi buldum. Sayfanın sol alt köşesine öğretmenim 10 üzerinden 9 not vermiş.

Şu an çölde yürüyor gibiyim. Uzakta bir şey görür gibi oluyorum. Bu, varacağım yer de olabilir, sadece bir serap da. Ama ona doğru yaklaşmadıkça, asla bilemeyeceğim.

Eğer başkalarını -ya da bizzat kendinizi- hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyorsanız, eğer içinizde bastırılamaz bir başarısızlık korkusu varsa, yalnız değilsiniz. Sizinle konuşmak istiyoruz. Bizimle iletişime geçmek için aşağıdaki formu kullanabilirsiniz.

Fotoğraf Kredisi Justin C.

Bununla tek başına yüzleşmek zorunda değilsin. Bir mentorla konuşun, bu gizlidir.

Bu sorunlarla yüzleşmek zor olabilir. Kendinize veya başkalarına zarar vermeyi düşünüyorsanız, lütfen bunu okuyun!

Sizinle iletişime geçebilmemiz için lütfen aşağıdaki formu doldurunuz. Belirtilmediği sürece tüm alanlar zorunludur.

Cinsiyetiniz:
Yaş Aralığı:

Size uygun mentoru atamak için cinsiyet ve yaş bilgileri istiyoruz. Kullanım Şartları & Gizlilik Politikası.